Bodrum,
pek çok kalpte özel bir yer tutar. Türk sanatçı
ve entellektüelleri için popüler bir yuvadır.
Bodrum’da yaşadığı bilinen ilk yazar,
“Halikarnas Balıkçısı” namıyla Cevat Şakir
Kabaağaçlı’dır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923
yılında kurulmasından sonra, Cevat Şakir
Kabaağaçlı, günün politikasına ters düşen
görüşleri yüzünden Bodrum’a sürülmüştü. Buradaki
yaşam hakkında yazdığı roman ve öyküler, kendisi
gibi romantikleri buraya çekti ve bugünkü
Bodrum’un keyfini çıkardığı o bohem atmosferin
doğmasına büyük rol oynadı. Adının Türkiye’nin
dışında pek bilinmemesine karşın, Cevat Şakir
Kabaağaçlı en az Kral Mozolus kadar Bodrum’un
ünlü bir sakinidir.
Müezzinin ezanla duaya çağrısı, gece ile
gündüzün ardarda işlevinde mecazi bir anlam
taşırken, Bodrum’un bize sunduklarına bir göz
atalım.
Bodrum ve çevresinde, hiç bir noktadan denize
asla uzak değilsiniz. İşte bu özelliğinden
dolayı, Bodrum’da gecelerken, çevresindeki tüm
cennet sahilleri bir bir dolaşabilirsiniz.
Ağustos ayında ortalama günlük sıcaklık 39°C,
deniz suyu ortalama ısısı ise 29°C olduğundan,
bu yöre su sporları için idealdir.
Doğruyu söylemek gerekirse, Bodrum’un
çevresindeki kumsal Türkiye’nin en güzel kumsalı
değildir, çünkü biraz dar ve çakıllıdır. Ancak,
her köy veya konak yerinde, ev ve kıyı
restoranlarının önlerinde, güneşlenebilmek için
herkese açık tahta şezlonglar uzanır.
Güneşlenmek ve yüzmek için gereken konfor ve
anlayış vardır. Şezlongların kiralık olmaması
buradaki bir başka olumlu yandır. Gerçi bazı
oteller bir kaç sezlongu kendi müşterilerine
ayırırlarsa da, kumsaldaki esas kural, ilk
gelene yer ve servis vermektir.
Türkiye sahillerinden daha temiz ve daha duru
kıyılar bulmak oldukça zordur. Nereye giderseniz
gidin, görüntü adeta mükemmeldir. Bunun yanı
sıra, med ve cezirin kuvvetli olmadığı ve güçlü
dalga ve akıntıların bulunmadığı bu sakin sular,
gerek yüzücüler, gerekse şnorkelle dalanlar için
ayrı bir cennettir. Çevrede, bir nefeslik
dalıştan daha uzun süre suyun altında kalmak
isteyen amatörler veya tecrübeli dalgıçlar için,
başka yerlerdeki dalış maliyetlerinin çok
altında, dalma aksesuarı kiralayan ve
talimatları sunan pek çok merkez bulunmaktadır.
Geçenlerde Ünlü bir rüzgarsörfü magazininde,
Bodrum ve yöresinin dünyanın en iyi rüzgarsörfü
mekanlarından biri olduğu yazılmıştı. Yörenin
her köşesinde bir sörf bulabilirsiniz.
Sörf okulları ve kiralama yerleri özellikle
Gümbet ve Bitez çevrelerinde bulunmaktadır. Eğer
hızı ve her tür heyecanı seviyorsanız, bu
kıyalarda ayrıca su kayağı, jet-ski ve para-ski
(paraşütle su kayağı) olanaklarını
bulabilirsiniz.
Bodrum tersaneleri, yat yapımcılığında
Türkiye’de en önde gelir. Bu nedenle, Bodrum
Marina’sında her tür tekne bulma olanağına
sahipsiniz. Bunun yanısıra, kanolar ve deniz
bisik-letlerinden lüks motorlara kadar tüm deniz
araçları da bulunmaktadır.
Her gün Bodrum limanından çevredeki kıyı
köylerine kalkan günübirlik turlar en ucuz deniz
gezileridir.
Yerli kaptan ve tayfalar eşliğinde bu teknelerle
günün en büyük keyfi yaşanır; yol üzerindeki en
gizemli sahillerde yüzülür ve genellikle bir
kıyı restoranında öğlen yemeği yenilir. Bunların
arasında en popüler olanlarından biri de
“Karaada” gezisidir. Burada ılık pınarlar
kıyıdaki bir kayadan çıkar, gölete dökülerek
denizle birleşirler. Ayrıca, gerçek anlamda
denize açılmayı sevenler, motorlu ve yelkenli,
konforlu yatlarla ve düzineli gruplar halinde
haftalık deniz turlarına çıkabilir.
Tatillerini kıyıda geçirmeyi planlayanlar için
de yapacak pek çok şey bulunmaktadır.
Türkiye, tüm dünyadaki diğer tarihi ve
arkeolojik yöreler içinde en tanınmış ve bilinen
eser ve yerlere sahip olmanın gururunu
taşımaktadır. Bodrum’un Ege’ye bakan yerleşim
bölgelerinde bu tür örneklerin en iyileriyle
karşılaşılmaktadır. Dünyaca ünlü Efes şehrinden
veya Didim’deki eşsiz Apollo Tapınağı’ndan garip
ve gizemli Iassus’a kadar uzanan ikibin yıllık
bir geçmişe yalnızca birkaç saat içinde
ulaşılabilmektedir. Organize turlarla, araba
kiralayarak veya halk otobüsleriyle bir gün
içinde bir çok yeri gezip görmek mümkündür.
Bodrum’un tarihi ise ayrı ber değerdir. “Tarihin
babası” Herodot burada doğmuştur. Mozolus’un
dünyanın yedi harikasından biri olan mozolesinin
yeri buradadır. Büyük İskender de Bodrum’da uzun
yıllar kalmıştır.
Bugünkü Bodrum, modern çağın ikibin yıllık bir
tarihle kucak kucağa yaşadığı yerdir.
Şehrin içinde görülmesi gereken yerler ise
şunlardır: Mozole, şehrin yukarısındaki tepede
kurulu amfitiyatro ve onbeşinci yüzyıldan kalan
Bodrum Kalesi. Başdöndürücü güzellikteki
bahçeleri, kalın taş duvarları ve birbirinden
farklı kuleleri ile görülmesi gereken yerlerin
başında gelen Kale’de sualtı arkeolojisini
sergileyen bir de müze bulunmaktadır.
Alışveriş etmeyi sevenlerin gözdesidir Bodrum.
Deri giysi ve eşya en son model ve en uygun
fiyatlarla satılmaktadır. Türkiye, halı ve kilim
üretiminde dünyada en önde gelen merkezlerden
biridir. Geleneksel el dokuması halılar burada
her yerden daha ucuzdur. El işi takılar, pirinç,
bakır, tahta oymacılığı ve her tür armağanlar
burada çeşit çeşittir ve dostça ikram edilen bir
bardak çay eşliğinde fiyatlar konusunda ciddi
tartışmalar yapılır. Yurdumuzda aynı zamanda
geniş çapta tekstil üretimi yapılmaktadır.
Modern ve spor giysiler çok uygun fiyatlarla
satışa sunulmuştur. Yerel terziler “şalvar” türü
geleneksel giysi veya gece elbiselerini,
alıcıların bedenlerine göre hemen düzelterek
sunarlar.
Bodrum Pazarı gerçek bir Türk pazar yeridir. Her
salı kumaş, giyim ve perşembe-cuma günleride
çevre köylerden gelen çiftçi ve tüccarlar
mamullerini pazar yerine gitererek satarlar.
Yalnısca atmosferi görmek için bile bu
pazaryerine gidilmeğe değer. Taze meyve, peynir
türleri, her tür baharattan, giysi, ayakkabı ve
halıya kadar her cins mal, üzerinde sıkı
pazarlıklar yapılarak, alıcısını bulur. Bodrum,
geçtiğimiz bir kaç yıl içinde daha da popüler
olduğundan, hizmet türleri de genişlemiş. Şehir,
gerek buradaki yerleşik halk, gerekse turistler
için kendi kendine yeten mükemmel bir ortam
haline gelmiştir; doktor ve diş hekimi,
çamaşırhane, oto tamir hizmetleri ve
dükkanlardan oluşan ufak bir metropol olmuştur.
Bodrum’da uzun süreli yaşamayı planlayanlar
için, yörede uzun devreli kiralık ve satılık
mekanlar bulunmaktadır.
Yatlarıyla gelen ziyatçilere, Bodrum, Karada
Marinası’nda gereksindikleri her tür hizmet
sunulmaktadır. Dörtyüzelli tekne kapasiteli yeni
marina, bir yatçının tüm ihtiyaçlarına çevap
verebilmektedir. Bu nedenlede birçok tekne
sahibi teknelerini buraya sürekli olarak
çekmiştir. Ilık ve dinlendirici atmosferiyle
Bodrum, yerli ve yabancı pek çok kişinin buraya
yerleşmesi nedeniyle büyümektedir. Büyümenin
değişim getirmesi kaçıhıylazdır; ancak bazı
şeyler neyse ki her zaman aynı kalacaktır.
Burada hava her zaman güneşli ve halk her zaman
konukseverdir.
Bodrum
Tarihi
İnsanların binlerce yıldan beri yerleşik olarak
yaşadıkları Bodrum, inanılmayacak kadar zengin
bir geçmişe sahiptir. Birçok büyük uygarlığın ve
tarihi olayın içinde ya da yakınlarında
oluşması, Halikarnas’ı (Bodrum’un eski adı)
tarihçiler için önemli bir yer konumuna
getirmiştir. Bodrum hakkındaki tüm bilgilerin
tek bir kaynaktan elde edilmesi olanaksız
gibidir; bu nedenle, aşağıdaki bilgiler birçok
kaynaktan derlenmiştir.
BODRUM TARİHİ
Bu bölgede yapısal izler bırakan ilk yerleşim
yeri, Aziz Peter (St. Peter) Kalesi’nin
bulunduğu şimdiki küçük kayalık adaydı (o
dönemlerde, kale tamamen suyla çevriliydi). St.
Jean Şövalyeleri kendi kalelerini inşa etmeye
geldiklerinde, M.Ö. 1100′lerde Dorlar tarafından
yapılmış daha eski bir kalenin kalıntılarıyla
karşılaşmışlardı.
M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış ve “Tarihin Babası”
olarak tanınan Herodot, Halikarnas’ta doğmuştur.
Herodot, Dorlar’ın, Peloponnesos’un doğu
kıyılarında Trözen’den geldiğini yazmıştır.
Dorlar, yeni adalarına Zefiriya, yerleştikleri
bölgeye de Zefiriyum adını verdiler.
Tarihçiler, Harikarnas’ın temellerinin nereye
dayandığı hakkında çok az bilgiye sahiptirler.
Halikarnas hakkındaki ilk bilgiler M.Ö. 7.
yüzyıla dayanır. Halikarnas, Heksapolis-Dor
Konfederasyonu’na bağlı altı üyeden biriydi.
Ayrıca, karada Knidos kenti, Kos Adası ve Rodos
üzerindeki üç kent de bu üyeler arasındaydı.
Bu kentleri kurmak, oraya sonradan gelerek
çevreyi önceki sakinleriyle paylaşmak zorunda
kalan Dorlar için hiç de kolay değildi.
Karyalılar olarak bilinen bölge yerlilerinin
yoğun ve şiddetli saldırılarından kendilerini
korumak zorundaydılar. Homeros “İlyada”sında
Karyalılar’dan “dil barbarları” diye söz
etmiştir. (Birçok dilbilimci, Bodrum’un da
içinde bulunduğu bölgedeki lehçenin Türkiye’nin
batısındaki en kaba lehçe olduğunu
belirtmiştir). Eski tarihçiler, Karyalılar’ın
Yunanlılar’a, miğferlerinin üstündeki sorgucu
nasıl takacaklarını ve önceleri omuz hizasına
savrularak kullanılmakta olan kalkan kabzasını
nasıl kullanacaklarını öğrettiklerini
yazmışlardır.
Bir Yunanlı’nın Salmakis’te han açmasıyla (bu
han günümüzde, Bodrum limanının batısında,
şimdiki Bardakçı Koyu’nun suları altında
kalmıştır), Dorlar ve Karyalılar bölgeyi
birlikte yönetir duruma gelmişlerdi; hatta
Karyalılar, zamanla kolonidekilere oranla daha
düzenli bir yaşantı kurdular. Her iki ırk da
barış içerisinde yaşamaya başladı ve karşılıklı
ticari ilişkilere de girişildi.
Salmakis pınarının birçok rahatlatıcı
özellikleri olduğu rivayet edilmiştir. Bir başka
rivayet de, içimi mükemmel olan bu suyun
erkekleri yumuşattığı, efemineleştirdiği, hatta
bazı durumlarda iktidarsızlaştırdığı
hakkındadır. Bu iddialar sonucunda da
Hermafrodit efsanesi doğmuştur.
Söylenceye göre, güzellik tanrıçası Afrodit’in
delikanlılık çağındaki oğlu, bir gün çeşmeden
akan suyun oluşturduğu bir gölde yüzer. Gölün
perisi Salmakis, ona aşık olur ve tanrılara tek
bir vücutta yaşayabilmeleri için yalvarır.
Dileği kabul edilir; tanrılar da yarı erkek,
yarı kadından oluşan Hermafrodit’i yaratırlar.
Herodot, Halikarnas’ın çevresinde İonyalı
denilen bir grup yerli halkın giderek
çoğaldığını, hatta iki halkın iç içe
yaşadıklarını yazmıştır. Bu durum Heksapolis’in
diğer sakinlerinin pek hoşuna gitmemiş ve bir
Halikarnaslı’nın yanlış bir davranışı,
Halikarnas’ın ittifaktan kovulmasına zemin
hazırlamıştır.
Apollon’un onuruna her yıl düzenlenen
Tropium’daki oyunlara altı kent de katılır. Bir
yıl, Agasides adındaki bir Halikarnaslı bronz
madalyayı kazandığında, törelere uyup, ödülü
Apollon’a adamak yerine, evindeki duvara asınca,
diğer Dor kentlerini öfkelendirmiş ve
Halikarnas’la ilişkilerini kesmeleri için onlara
yeterli nedeni sağlamış oldu.
Bodrum Tarih M.Ö. 5. yüzyılda Halikarnas tümüyle
bir İon kenti görünümündeydi. Herodot ve amcası
Panyasis, o sıralarda eserlerini İonca’da
yazmışlardı. Bu döneme ait hiçbir eserde de Dor
lehçesinin izine rastlanmamıştır.
Bodrum Tarih M.Ö. 546′da Persler, kıyıdaki Yunan
kentlerini işgal etmişler, Halikarnas da diğer
kentlerle birlikte düşmüştür. Pers yönetiminde
birçok hanedan, kenti yönetmiştir. Bunların en
ünlüsü de, M.Ö. 480′de yönetime geçen I.
Artemis’tir.
Herodot yazılarında, bu dikkat çekici kadına
geniş yer vermiştir; o sıralarda Yunanistan’I
istila etmekte olen Kserses’in donanmasına I.
Artemis’in gereksizce gönüllü asker toplanması
hakkında şöyle yazar: “Erkekçe tavır ve
davranışları onu savaşa sürükledi. Yunanistan’a
yapılan saldırıya, kadınlığını göz ardı ederek
katılması, beni gerçekten de etkilemiştir”. Bu
saldırıda bir savaş gemisine büyük bir başarıyla
komuta etmesi, Kserkses’e “Emrindeki erkekler
kadın, kadınlarsa erkekçe davrandılar”
dedirtmiştir.
Artemis’in oğlu Pisindalis, onun ardından başa
gelmiş ve Halikarnas’ın (Kos ve başka kentler de
dahil olmak üzere) yönetimini sürdürmüştür.
Tarihçiler Pisindalis dönemi hakkında pek yorum
yapmazken, oğlu II. Lidamis için acımasız, zalim
ve baskıcı sıfatlarını kullanmaktan
kaçınmamışlardır. Herodot, II. Lidanis’in
otoritesi ve zulmü karşısında dayanamayarak
anayurdunu bırakıp, Samos Adası’na gitmiştir.
1856′da arkeolog Sir Charles Newton, II.
Lidanis’in kendi politikasına uymayan görüşlere
karşı aldığı olumsuz tavrı açıkça ortaya koyan
bir yasa belgesi bulmuştur. II. Lidanis’in
ardından kimin yönetime geldiği ya da zulmünün
neden ve nasıl sona erdiği hakkında hiçbir
bilgiye sahip olmamakla beraber, bölgede M.Ö. 4.
yüzyılda büyük bir değişimin yaşandığını
söyleyebiliriz.
Bir önceki yüzyılda, Pers yönetimi bölgeden
atıldıktan kısa bir süre sonra, Atina ile
Persler arasında imzalanan “Kral Barışı”
antlaşmasıyla, Asya’daki kentlerin yönetimi
tekrar Persler’in idaresine geçmiştir. Persler
bölgeyi küçük prensliklere bölmüş ve M.Ö.
377′lerde Kral Mozolus, Karya ve Halikarnas
satrabı olarak bölgeyi yönetmiştir.
Mozolus’un iktidarına kadar, Halikarnas oldukça
küçük bir kent niteliğindeydi; ancak, Mozolus’un
bu bölge için müthiş projeleri vardı. Ayrıca, bu
bölgenin istihkâm ve ticaret için çok elverişli
olduğunun da farkındaydı. Başkenti, Milasa’dan
(bugünkü Milas) buraya taşıyarak kentin
çevresine büyük ve uzun duvarlar inşa
ettirmişti; bu duvarların günümüze kadar ulaşan
bölümleri halen Bodrum’dadır. Bölge nüfusunu
arttırmak amacıyla Mozolus, diğer altı kentin
yerleşim yerlerini de buraya taşıttı. Mozolus,
bu projelerini uygulayabilmek için, idaresinde
halkı ağır vergilere boğdu. Öyle ki, omzu aşan
uzunluktaki saçtan bile vergi alacak kadar…
Mozolus’un projelerinden biri de, klasik çağdaki
Bodrum’dan günümüze ulaşabilen tek yapı olan
Antik Tiyatro’dur. Bodrum’un ortasındaki Göktepe
dağının güney eteklerindeki bu tiyatro,
Anadolu’nun en eski tiyatrolarından biridir.
1960′larda bir grup Türk tarafından restore
edilen bu tiyatro, günümüzde de Bodrum’daki
birçok festivale sahne olmaktadır.
Tiyatro’yu görmeye gelen turistler orada öylece
oturup, limandan çıkan ve limana yanaşan
tekneleri izlerlerken, o keyifli saatlerin nasıl
da geçiverdiğini fark etmezler. Tiyatronun
ilginç nitelikleri arasında, oyunlardan önce
Dionysos uğruna kurbanların kesildiği sunağı ve
bazı koltukların arasındaki, belki de gölgelik
olarak kullanılmış olabilecek delikleri
sıralayabiliriz. Her koltuk arasında 40 cm’lik
bir mesafe bırakılmış olan tiyatro 13.000 kişi
kapasitelidir. Göktepe dağına kısa bir tırmanış
sırasında, taştan oyulmuş mezar taşlarını
görebilirsiniz. Roma ve Helenistik çağdan kalan
bu oyulmuş mezar taşları, bir zamanların ölüm
sembollerini ve çeşitli lahitleri hâlâ
üzerlerinde taşımaktadırlar (bazı kalıntılar
halen kale müzesinde sergilenmektedir).
Mezarlarda görülen sembollerden biri de küçük
“gözyaşı kapları” dır. Bu yüksük büyüklüğündeki
kaplar, yas tutanların gözyaşlarıyla
doldurularak, ölüyle birlikte gömülürdü. Bir
kişinin önemi arttıkça, “gözyaşı kapları”nın
sayısı da artardı. Mozolus M.Ö. 353′te ölünce
kızkardeşi-karısı II. Artemis başa geçti.
II. Artemis yalnızca on üç yıl tahtta kaldı,
fakat iki önemli iş yaptı; biri, tarihsel
çağların yedi harikasından biri olan Kral
Mozolus’un mezarının inşaatını sürdürmekti
(“mozole” sözcüğü buradan alınmıştır), diğeri
de, I. Artemis’in zekâsı ile rekabet edebilecek
düzeyde yaptığı bir savaştı.
Plynius ve diğer tarih yazarları, mozolenin
gerçek bir harika olarak korunması konusunda
fikir birliğindeydiler. Deniz üzerindeki oldukça
uzak bir noktadan bakıldığında, 20 katlı bir
bina kadar yüksek görülüyordu. Bugün bu yeri
görmeye gelen ziyaretçiler, ondaki görkemi ancak
hayal edebilmektedirler. Mozole 1500 yıl boyunca
ayakta kalabilmişse de, bir zelzele sonunda
harabeye dönmüştür. Daha sonra, Saint Jean
Şövalyeleri buraya gelerek, harabedeki
kalıntıları, kendileri için inşa ettikleri
kalenin duvarlarının yapımında kullanmışlardır.
Bu mozolenin genel olarak kabul edilmiş bulunan
görünümü şöyledir: Boyu eninden uzun, dört
bölümden oluşmuş halde ve sağlam bir taban
üzerinde sıra halinde dizili 36 kolonlu bir
salon ve sonra 24 basamaklı ve basamakların en
üstünde, Mozolus ve Artemis’in heykelleri de
bulunan ve dört atın çektiği bir arabanın olduğu
bir piramit. Duvarların dört bir yanı, zamanın
en büyük ustalarının freskleriyle bezenmişti ve
mozolenin bu derece muhteşem bir yapıt olmasının
nedeni de bu duvar freskleriydi. Bunların bazı
parçaları İngiltere’deki Castle Müzesi içinde
bulunan Britanya Müzesi’ne (British Museum)
taşınmıştır; ancak bazı sütun ayakları ve
bloklar da yerinde görülebilmektedir (bunların
pek çoğu da kalenin duvarlarındadır).
Artemis’in ustaca yaptığı ve anılardan hiç
silinmeyen ikinci önemli iş de Rodos’u
kuşatmaktı. Rodoslular, Karyalı bir kadın
hükümdar ile pazarlığa oturmanın yakışık
almayacağını düşündüler (hem kim bilir, belki de
bu bir fırsattı), Artemis’I oradan kovmak için
bir donanma gönderdiler. Artemis bu planı
önceden duydu ve kuvvetlerini ana limanın
yakınındaki gizli bir limana sakladı. Rodoslular
karaya yanaşarak çıktıklarında, Artemis’in
adamları gemileri tekrar açık denize
doğrulttular. Rodoslu askerler kuşatıldı ve
pazar yerinde başları kesildi. O sırada
Karyalılar onlara ait gemileri Rodos’a
yönelttiler. Rodoslular kendi askerlerinin
zaferle döndüğünü sanarak, düşman askerlerini
karşıladılar ve böylece Karyalılar’ın kucağına
düşmüş oldular. Artemis’in varisleri, onun kadar
önemli işler yapmamışlardır.
Büyük İskender büyük bir hızla Anadolu’yu talan
etmeye başladı ve bir süre sonra M.Ö. 334′te
Halikarnas’a gelerek Karya Prensliği’nin
kralicesi Orontabatis’e ulaştı. Bu kent, Persler
için, İskender’e Ege’de karşı çıkabilecekleri
son fırsattı. Böylece Orontabatis, Yunanlı
paralı askerlerden büyük bir Pers ordusu kurdu.
Tarihçilerden Diodius ve Aryan’a göre, her iki
taraf da olağanüstü gayretlerle savaştı. Bu
arada Halikarnaslılar da, İskender’I oldukça
kızdıran bir direnişi inatla sürdürdüler.
İskender de askerleriyle kentin surlarından
içeri girdi ve kendisine engel olan
direnişçilere ceza olarak, her şeyin yığınlar
halinde yakılmasını emretti (fakat yerli halka
dokunmadı).
Bir yandan, kıyıdan uzaktaki bu altı kente yeni
yerleşmekte olan halk, kendi topraklarına geri
gönderilirken, diğer yandan Orontabatis ve
Persli ortağı Memnon, biri ana limanın
doğusunda, diğeri ise batısında bulunan Salmakis
ve Zefsiya’daki şatolarda hapis tutuldular.
Donanmalarının geri kalanı Kos’u tuttu. Kale
düştüğü zaman, İskender, daha önce yakıp yıktığı
bu küçük ada prensliğinde kuvvet topladı.
İskender’in zaptından sonra Halikarnas bir daha
eski gücünü kazanamadı. Kentin tarihi bir süre
daha hareketsiz geçti. Ancak bilindiğine göre,
M.Ö. 3. yüzyılda bu kentte savaş gemileri inşa
ettiren Mısır kralı II. Ptolemaios’un egemenliği
altına girdi. Roma, Mısır’I M.Ö. 190 yılında
fethettiğinde, Halikarnas da özgürlüğüne
kavuştu. Bu özgürlük, M.Ö. 129 yılında Roma,
Karya’yı da Asya’daki yeni yapısına katıncaya
kadar sürdü. M.S. 400 yılında, Roma’nın düşüşü
ve Hıristiyanlığın yükselişiyle, Halikarnas,
Afrodisyas Başpiskoposluğu’na bağlı olarak, bir
piskoposluk mıntıkasına dönüştü. Bu sırada,
başkenti Konstantinopolis (bugünkü İstanbul)
olan Bizans İmparatorluğu, en parlak çağına
ulaştı. Bu geniş imparatorluk, çok geçmeden
Kuzey Afrika, İtalya ve İspanya’yı da
topraklarına kattı. Ancak Bodrum ve yöresinin
önemli olduğu dönem sona ermişti. Böylece,
Türkler’in 11. yüzyılda bu bölgeyi almalarına
kadar, tarihçiler için, bu topraklar hakkında
yazabildikleri çok az olay olmuştur. Bizanslılar
burayı Birinci Haçlı dönemi sırasında 1096′da
ele geçirdilerse de, Türkler üç yıl sonra burayı
geri aldılar.
13. yüzyılın sonlarına doğru, Karya olarak
bilinen bölge Menteşe Beyliği’nin eyaletlerinden
biri oldu ve 1392′de Sultan Bayezid tarafından
Osmanlı İmparatorluğu’na katıldı. Bu sırada
Saint Jean Şövalyeleri’nin kalesi Symirna’daydı
(bugünkü İzmir). Moğol hükümdarı Timurlenk
1402′de burayı yakıp yıktı. Onlar da, Türk
sultanı Mehmet Çelebi’den, yerine yeni toprak
talep ettiler. Şövalyelere Halikarnas verildi.
Burada yeni bir kale inşa ettiler ve bu eyaleti
(buraya Mesi derlerdi) yüzyıldan fazla
denetlediler.
1523′te, tüm sultanların en büyüğü Kanuni Sultan
Süleyman, şövalyeleri topraklarından kovdu.
Osmanlı İmparatorluğu Sultan Süleyman’ın 40
yıllık hükümdarlığı boyunca doruğa yükseldi,
fakat bunu uzun süren iç krizler ve düşüş
dönemleri takip etti.
Bodrum 1770′de Rus donanması tarafından top
ateşine tutuldu ve 1824′teki Yunan
ayaklanmasında da Türk Donanma Üssü olarak
kullanıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında
“Duplex” adlı Fransız savaş gemisi Bodrum’u topa
tutarak, karaya yanaşmak istedi, ancak halk
onları engelledi. Osmanlı İmparatorluğu,
Bodrum’u İtalyanlar’a kaptırdı ve İtalyanlar
1919′da burayı işgal ettiler. Türk Kurtuluş
Savaşı’nın kaçınılmaz zaferi sırasında,
İtalyanlar 1922′de buradan sürüldü ve Bodrum,
olağanüstü güzellikteki doğal çevresinden
dolayı, dinlence yeri ve yaşamın tadı çıkarılan
bir belde oldu.
|